Sağlık için Her şey 

Sağlık her zaman önemlidir ve bilgi dükkanı sizin için sağlıklı bilgileri burada paylaşmaktadır. 

Kategori arşiviSağlık

Hindistan Cevizi

Hindistan Cevizi

  Sağlık açısından yararlı birçok besin arasında yer alan hindistan cevizi doğal bir besindir. Hindistan cevizi Hint evlerinde uzun asırlar boyunca tedavi amaçlı kullanılmıştır. Hindistan cevizinin dış görünüşü ve tadı yetiştiği bölgelere göre farklılık göstermektedir. Dış kısmı olgunlaştıkça kahverengi olur. Hindistan cevizinin içerisinde bulunan su yani sütü sağlık açısından çok önemlidir. Hindistan cevizinin içerisinde bulunan su günlük C vitamini ihtiyacını karşılamaktadır. İçerisinde çok miktarda doymamış yağ vardır ve yüksek miktarda protein içermektedir. Hindistan cevizi ayrıca sodyum, potasyum, kalsiyum, demir, bakır, magnezyum, fosfor, selenyum ve çinko bulundurur.

  Sağlık açısından birçok yararı olan hindistan cevizinin faydalarına ve zararlarına bir göz atalım.

Hindistan Cevizinin Faydaları

Yüksek bir lif deposudur bu nedenle diyabetin gelişim riskini azaltmaktadır.

Midedeki fazla asit problemlerine iyi gelmektedir.

İçerdiği Beta Karoten sayesinde hem cildin güzelleşmesini sağlarken hem de gece görme bozukluklarına karşı bağışıklık oluşturur.

Karın bölgesinde oluşan fazla yağların eritilmesine yardımcı olmaktadır.

Kronik yorgunluğu ortadan kaldırır.

Hindistan cevizi enerji veren bir besindir ve tokluk hissinin oluşmasını sağlar.

Epilepsi hastalarına iyi gelmektedir. Özellikle çocuklarda epilepsi nöbetlerinin şiddetini azaltmayı sağlamaktadır.

Kalp hastalıkları riskini azaltır.

İçerdiği sağlıklı doymuş yağlar sayesinde vücutta iyi huylu kolesterolün yükselmesini engellemektedir.

Hindistan cevizi suyu ağızda bulunan bakterileri öldürür ve kötü nefes sorunlarına karşı iyi gelmektedir.

Kalsiyum ve magnezyum içeriği yüksek olduğundan hem kemikleri hem de dişlerimizi korur ve kemik gelişimine yardımcı olmaktadır.

Hindistan cevizi cilt ve saç sağlığına da oldukça faydalıdır. Özellikle kuru ciltlerde oluşan pul pul dökülmeye iyi gelmektedir. Son zamanlarda yapılan araştırmalara göre Hindistan cevizinin cilt kanserine yakalanma riskini düşürdüğü açıklanmıştır.

Hamile kadınlar içinde çok faydalıdır. Bebek ve annenin bağışıklık sistemini geliştirir.

Hindistan Cevizinin Zararları

Hindistan cevizi içerisinde yağ oranı yüksek olduğundan çok miktarda tüketimi kilo alımına neden olduğu ve kolesterolü yükselttiği düşünülmektedir.

Hindistan cevizi suyunun kan basıncını düşürdüğü düşünülmektedir. Kan basıncı seviyesi düşük olan kişilerin dikkatli olması gerekmektedir.

Kaynakça;

http://www.milliyet.com.tr/hindistan-cevizi-mucizesi—pembenar-yazardetay-saglik-2028301/ http://www.faydalarizararlari.com/hindistan-cevizinin-faydalari/

 

Kafein

Kafein Kültürü

Günlük hayatta neredeyse artık kafeinsiz yapamaz olduk gerek sabah kalktığımızda gerek iş yerimizde ve ofisimizde kafeini eksik etmiyoruz. Kafeinin tanımını yapacak olursak:

Kafein; matein ve guaranin olarak da bilinir. Bolca tükettiğimiz kahvede, kakao da ve çayda kafein olmazsa olmazlardan. Yoğun bir acı tadı ile beraber, kolanın içerisinde tat vermek amaçlı da kullanılır.

Kafein, merkezi sinir sistemine etki eder ve beyine giden, beyinden gelen mesajları hızlandırır böylece daha zinde oluruz ve kahve içerek daha enerjik olabiliriz. Çok fazla tüketildiği takdirde uyku problemi de yaratmaktadır. İnsanlarda olan melatonin salgısını azaltır. Solunum sistemini uyarır ve kalp atışını hızlandırır.

Kafein doğada bulunan bir madde olup 63 bitkinin tohumunda ve yapraklarında bulunur. Biz daha çok çay ve kahveden vücudumuza alırız.

Kafeinin yaygın kullanım alanlarından biri de spordur. Spor performansını artırır, spordan önce veya sonra içilmesi tavsiye edilir.

Eğer sivilceye yatkın bir cildiniz varsa kafein sivilceleri artırmaktadır ve aşırıya kaçılmamalıdır.

Kolanın bağımlılık yaptığı söylenir ve 330 ml’lik kola içerisinde 33 mg kafein bulunmaktadır. Aynı büyüklükte 1 fincan kahvede ise 112 mg civarındadır. Yani koladaki kafein, çay ve kahvedeki kafein oranının 3’te 1 ine sahiptir.

Kafeinin Faydaları:

  • Kafein metabolizmayı hızlandırarak kalori yakımının devam etmesini sağlar, spordan sonra içilmesini tavsiye ederiz.
  • Kafein tüketmek, karaciğer hastalıklarına yakalanma oranını aza indirir.

Kafeinin Zararları:

  • Kafein, sinirlilik, uykusuzluk ve depresyon yapabilir.
  • Kafein,migrenin tetiklenmesine neden olarak gösterilebilir.
  • Kafein, mide asit salgısını artırır ve gastrite neden olabilmektedir.

Kantaron Bitkisi ve Faydaları

Sarı Kantaron

Kantaron bitkisi neredeyse her yörede her bölgede bulunabilen bir bitkidir ve “sarı kantaron” olarak ta bilinmektedir. Yeşilin bol olduğu tepeler ve yaylalarda rahatlıkla bulunabilen bir bitki türüdür. İlk baharın gelmesiyle filizlenir sonbaharda ise dökülmeye başlarlar. Kantaron bitkisinin çiçeklerinden ve köklerinden yararlanılmaktadır. İnsan sağlığı için oldukça önemli faydaları bulunmaktadır.

Faydaları:

  • Antideprasan olarak kullanılır.
  •  Depresyonun en iyi tedavi ilacı olduğunu söylemek mümkündür.
  • Vücudunuzun ateşini hızla düşürür
  • İştah açıcı özelliği bulunmaktadır.
  • Vücudunuza gerekli enerjiyi verir ve güç sağlar.
  • Ülser ve gastrit için kullanılabilir doğal bir ilaçtır.
  • Sinirlere iyi gelir ve kas gevşetici özelliği vardır.
  • Şiddetli öksürüğü keser ve göğsünüzü yumuşatır.
  • Adet döneminde kadınlarda oluşan kasık ağrısını geçirmede ve dindirmede kullanılır.
  • İdrar yolu enfeksiyonlarına iyi gelmektedir.
  • Kantaron yağı ile ağrıyan bölgeye yapılan masaj ağrıyı geçirmede faydalıdır.
  • Bebeklerde meydana gelen gaz sorunlarını geçirmede kullanılır.
  • Antiseptik özelliği sayesinde yaraların çabucak iyileşmesini sağlar.
  • Nikotin kafein ve alkolün vücuda verdiği zararları onarmada etkilidir.
  • Kanser tedavilerinde kantaron bitkisi kullanırsanız iyileşme sürecini hızlandırmış olursunuz.
  • Bağırsak solucanlarının dökülmesinde rol oynar.

Kullanım Şekilleri:

  • Kantaronu çay olarak, tablet şeklinde hazırlanmış ilaç olarak ve yağ olarak tüketebilir ve kullanabilirsiniz.
  • Kadınların menopoz ve adet dönemlerinde yaşanan hallerinde ilaç olarak almalarını tavsiye etmekteyiz.
  • Kantaron çayını banyo suyunuza ekleyerek te kaslarınızın gevşemesini ve rahatlamanızı sağlayabilirsiniz.
  • Sinirlerinizin gevşemesi için çay olarak tüketebilirsiniz.
  • Kantaron buharı astım hastalığının tedavisinde kullanılır.
  • Kantaron yağını çok sık içmek faydalı değildir içtikten sonra 2-3 gün ara vermelisiniz.

Beyaz Ekmek

Beyaz Ekmek Sağlığı Etkiliyor!

Neredeyse her gün tükettiğimiz fırından aldığımız beyaz ekmeğin aslında hiçbir faydasının olmadığı aksine daha çok zararının dokunduğunu ve kilo vermede her şeyi yapmanıza rağmen sizi zayıflatmayan tek şeydir. Beyaz ekmek çok güzel görünebilir hatta bal ve kaymak ikilisi en güzel beyaz ekmekle birlikte mideye gider. Şu an bunun zararını çok fazla düşünmeseniz de ileride sizi çok etkileyecektir. Beyaz ekmek tüketmenin zararları nedir gelin maddeler halinde konuşalım.

Beyaz Ekmek Tüketmek Neden Zararlı?

  • Ekmeğin içerisinde früktoz dediğimiz yani mısır unundan elde edilen mısır şurubu kullanılır.
  • Mısır şurubu beyaz ekmekte, yediğimiz tatlılarda, tuzlularda ve pastalarda sıkça kullanılmaktadır.
  • Mısır şurubu bağımlılık yapar o yüzden ekmeği anında kesmemiz gerekmektedir.
  • Früktoz en tatlı zehirdir.
  • Ekmeğin raf ömrünü uzatmak için içerisine türlerce kimyasal katılmaktadır. Bunlar: rafine tuz, yumuşaklığı sağlayıcı birtakım maddeler vb.dir
  • Ekmekten alınan boş ve toksik kaloriler sık acıkma nedenidir ve insülin direncini tetiklemektedir. Düşük glisemik indeksli karbonhidrat tüketiminin dejeneratif (kronik) hastalıkların riskini azalttığı birçok bilimsel çalışma ile gösterilmiştir.
  • E-920 maddesi yani (L-cystein) siyah saç kılından ve hayvan kıllarından üretilen bir maddedir ve bu madde olmadan fırıncılar hamura şekil veremediklerini açıkladılar. Bu madde birçok profesörler tarafından da kanıtlanmıştır ve ne yazık ki ekmeğin içinde kullanılmaktadır.
  • Uzmanlar beyaz ekmek yemekle sigara içmek benzerdir. İkisi de karaciğere oldukça zarar vermektedir demişlerdir.

Kilo vermek isteyenler, kalp ve tansiyon hastaları, şekeri yüksek olanlar unlu ve doğallığını kaybetmiş yiyeceklerden uzak durmalıdırlar. “Ekmek yemezsen doymazsın” gibi bir tabir beyaz ekmek için söylenmiş olmamalı. Aslında her gün evinize zehir getirdiğinizin farkında değilsiniz.

Kaynakça:

www.haber7.com

www.hthayat.com

Hurma

HURMA

Hurma dünyada en çok tüketilen besinlerin başında gelmektedir.İlk hurma ağacı hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Hurma ile ilk bulgular Suriye ve Mısır’da M.Ö 7000-8000 yıllarına kadar dayanmaktadır. Uzun asıldan beri hurmanın Basra körfezinde yaygın olarak bilinmesinden dolayı genel olarak bu bölgenin meyvesi olarak anılmaktadır.

Nereden yayılmış olursa olsun insanlık tarihi kadar eski bir tarihe sahip olan hurma ağacı ‘’hayat ağacı’’olarak da isimlendirilmiştir.

Hurma en çok çeşidi bulunan meyvelerdendir. Hurmanın 99 farklı çeşidi olduğu söylenmektedir. Medine Amber, Medine Amber Ula, Medine Şelebi, Medine Berni öne çıkan hurmalardandır.

Göz sağlığından kanser tedavilerinde kullanımına kadar birçok farklı yararları bulunmaktadır. Vitamin ve mineral bakımından da oldukça zengin bir meyvedir.

Hurmanın Faydaları

  • DNA’ları ve hücreleri yenileme özelliği bulunmaktadır.
  • Doyurucu özelliğinin yanında önemli bir antioksidan görevi görmektedir. Bu özelliğinden dolayı damar ve kalp tıkanıklarının yaşanmasına engel olmaktadır. Hurmayı diğer antioksidan içeren meyvelerden ayıran en önemli özellik diğer meyveler belirli bir süre bekledikten sonra antioksidan özelliğini kaybederken hurma belirli bir süre sonra antioksidan özelliğinin gücü artmaktadır.
  • Şeker, protein, lif ve farklı yağlar başta olmak üzere 16 farklı mineral içermektedir.
  • Hurma ayrıca zengin bir C, B1, B2 ve A vitamini kaynağıdır.
  • Hurma bunların yanında flor da içermektedir. Flor diş çürümelerini önler ve bağışıklığın korunmasını sağlamaktadır.
  • Hurma da yüksek miktarda lif bulunmaktadır. Bu nedenle hurmayı düzenli olarak tüketen bireylerde kanser riski azalmaktadır.
  • Beyin hücrelerinde meydana gelen hasarların giderilmesinde ve yaşlılığa bağlı oluşabilecek diğer hastalıklara yakalanma riskini azaltır.
  • Hurma aynı zamanda karaciğere iyi gelmektedir. Karaciğerin en çok ihtiyaç duyduğu B1 ve B2 vitaminleri hurmada bulunmaktadır.
  • Hurmanın içerdiği lif sayesinde de sindirim sistemine yardımcı olmaktadır.

Hurmanın Zararları

Diğer besinlerde olduğu gibi hurmanın da gereğinden fazla tüketilmesi zararlı olabilmektedir.

  • Hurmada bulunan şekerden dolayı diyabet hastalarında aşırı miktarda kontrollü şekilde tüketilmesi önerilmektedir.
  • Aşırı tüketiminden dolayı dalağa zarar verdiği de düşünülmektedir.
  • Çok aşırı tüketildiğinde baş ağrılarına neden olabilmektedir.
  • Hurma kalorisi yüksek bir besindir. Bu nedenle kilo problemi olan kişilerin aşırı tüketilmemesi önerilmiştir.

Kaynakça

http://iyigelenyiyecekler.com/hurmanin-faydalari-ve-besin-degeri/http://www.faydalarizararlari.com/hurmanin-faydalari/

Ceviz Tüketmek

CEVİZ

Cevizin her şeyinden faydalanabiliriz zararı yok denecek kadar azdır. Cevizin beyine benzediğini hepimiz fark ederiz görürüz ve söylemişizdir. Hafızayı güçlendirdiği beyni geliştirdiği uzmanlarca bilinmektedir. Peki cevizin sadece iç kısmını yemek mi faydalıdır? Kesinlikle hayır. Ceviz yaprağı ve kabuğunu da tüketmek birçok fayda sağlayacaktır.

Faydaları:

  • Cevizdeki yüksek orandaki omega-3 yağ asitleri kalp hastalıklarını, inmeyi, diyabeti, yüksek kan basıncını ve klinik depresyonu azaltıyor. Ceviz tüketimi kandaki kolesterol seviyesini düşürüyor, kalp atışlarında düzensizliği önlüyor.
  • Beyne benzeyen ceviz, kavrama ve anlamayı geliştiriyor. Asya’da ceviz hala beyin gıdası olarak kabul ediliyor, bu ülkelerde öğrenciler, sınavlardan önce ceviz yiyerek notlarını yükseltebileceklerine inanıyor.
  • Omega-3 yağ oranı düşük çocuklarda daha yüksek hiperaktif olma özelliği, daha fazla öğrenim ve davranış bozuklukları, daha fazla huysuzluk ve uyku düzensizlikleri gözlemleniyor. Ceviz, bu sorunları önleyen omega-3 bakımından çok zengin.
  • Cevizin, antioksidan özelliği dolayısıyla kardiyovasküler ve sinir sistemine zarar veren parkinson ve alzheimer gibi çok kuvvetli hastalıkların gelişimini erteleyebileceği veya azaltabileceği ileri sürülüyor.
  • Ceviz yaprağını kaynatıp içmek boğaz ve bademcik iltihaplarını iyileştirmeye yardımcı olur. Bu su ile banyo yapılırsa cilt rahatsızlıklarına iyi gelir.
  • Ceviz yağı ise saçları güçlendirmektedir ayrıca bağırsak kurtlarını da dökmektedir.
  • Ceviz doyurucu besinler içerdiği için yemek yeme riskini azaltır ve hatta diyabeti yavaşlattığı düşünülmektedir. Bundan dolaylı kalp hastalıkları riskini azaltır.

Ceviz Yağı:

  • Kalp hastalığına yakalanma riskini azaltır,
  • Kan dolaşımını arttırır,
  • Cilt sağlığına yardımcı olur,
  • Cildi nemlendirir ve elastik olmasını sağlar,
  • Cildin yenilenmesi ve canlı kalmasını sağlar,
  • Ruh sağlığına iyi gelir,
  • Saç bakımı için kullanılır,
  • Kuru ciltleri besleme özelliği vardır,
  • Hafızanın güçlenmesinde önemli rolü vardır,

Ceviz Yağı Nasıl Elde Edilir?

Ceviz yağını elde etmek için en iyi yöntem cevizin preslenmesidir. Fakat bu işlem çok zahmetli olacağından aktarlarda veya güvendiğiniz yerlerden de ceviz yağını temin etmeniz mümkündür.

Migren

MİGREN

Bu yazımızda bireylerin gündelik yaşantısını oldukça fazla etileyen migrenin ne olduğuna, nasıl meydana gelip ne gibi besinlerin iyi geldiği hakkında bilgi vereceğiz.

Migren, otonom sinir sisteminde disfonksiyon sonucunda meydana gelen bir hastalık türüdür. Migren, tarih öncesi çağlardan beri bilinmekte olup sürekli olarak ve nöbetler halinde kendini baş ağrısı ile gösteren bir hastalıktır.

Meydana gelen baş ağrılarından migreni ayırmak önemlidir. Migrende baş ağrısı tipik olarak nöbetler halinde meydana gelmektedir. 4 ile 72 saat arasında sürebilir ve kendiliğinden geçmektedir.

 Migren sadece bir beyin hastalığı değil tamamen bedenen kaynaklanan bir hastalıktır. Migren ataklarında bulantı oluşumu, kusma, baş dönmeleri, ışık ve sese karşı hassasiyet, ruh halinde meydana gelen değişiklik, çeşitli nörolojik değişiklikler yani görme kaybı meydana gelmesi, belirli bölgelerde uyuşukluk, kısmi felç, konuşmada bozulma gibi belirtilerle baş ağrısına eşlik edebilmektedir.

Migren kadınlarda erkeklerden daha çok görülmektedir. Bunun nedeni ise hormonal düzensizlik ve kadınların erkeklere oranla daha duygusal olmasıdır. Migren hastaların çoğunda 40 yaşından önce meydana gelir. 50 yaşın üstünde olan kişide migren başlama ihtimali daha azdır. Kadınlarda çoğunlukla orta yaşlarda meydana gelmektedir.

Migrenin Nedenleri

Migrenin beyin kimyasallarında ki değişimlerden dolayı kaynaklandığı düşünülür. Migren atağı sırasında özellikle serotonin adlı kimyasalın seviyelerinde düşme gözlemlenir.

 Serotonin düzeyinin azalması beynin bir bölümündeki damarlarda kasılmaya ve daralmaya neden olabilir. Hemen sonrasında damarlar genişler ve bu durumun baş ağrısına neden olduğu düşünülür. Serotonin seviyesindeki düşüşün nedeni ise tam olarak açıklanabilmiş değildir.

Bazı bilim adamlarına göre ise hormon seviyelerindeki değişimlerle migren arasında sıkı bir bağ olduğu düşünülmektedir.

Migreni Tetikleyen Başlıca Faktörler

  • Stres; çok fazla strese maruz kalan bireylerde migren atakları görülebilir.
  • Beslenme; yetersiz beslenme, uzun süre aç kalma, şekerli gıdaları çok fazla tüketerek açlığın bastırılmak istenmesi migrene neden olabilir. Düşen kan şekerinin şekerli gıdalarla aniden yükseltilmesi migren ataklarına neden olabilir. Yeterince su içmemek, besinlerde bulunan çeşitli kimyasallarda bazı bireylerde migrene neden olabilmektedir.
  • Kafein; gün içerisinde çok fazla tüketilen kahve, çay ve kola migren ataklarına neden olabilmektedir.
  • Bilgisayar ekranı; uzun süre bilgisayara bakmak zorunda kalmakta migreni tetikleyen faktörlerdendir. Migren hastaları sık sık kendilerine mola vermeli ve parlamayı önleyen ekranlar kullanmaya özen göstermelidirler.
  • Şarap ve peynir tüketimi; bazı peynir çeşitleri ve şarapta bulunan tiramin maddesi migrene neden olmaktadır.
  • Rutin farklılıkları; hafta sonu ve hafta içi arasında yaşanan günlük rutin farklılıkları migrene neden olabilir. Yemek saatlerinin değişmesi, uyku saatlerinin değişmesi ve kahve tüketiminin farklılık göstermesi büyük bir etkendir.
  • Uyku; çok fazla veya çok az uyumakta migren ataklarına neden olan faktörlerdendir.

Migreni tetikleyen bu faktörler zaman içerisinde farklılık gösterebilir. Zamanla bir tetikleyici etkisini yitirebilirken başka bir tetikleyici oluşabilmektedir.

Migrene Ne İyi Gelir?

Nane:  Anti inflamatuar özellikleri  sinirlerin  yatışmasına yardımcı olmaktadır. Bununla alakalı yapılan bir çok bilimsel araştırma sonucu nanenin migrene iyi geldiğini ortaya konulmuştur.

Balla tatlandırılmış nane çayı içmek migren ağrısını geçiştirebilir.

Papatya: Anti inflamatura ve antiseptik özellikleri olan papatya migren ağrılarını hafifletmeye yardımcı olmaktadır. Düzenli papatya çayı içmek migreni büyük oranda azaltmaya yardımcı olabilmektedir.

2-3 çay kaşığıpapatyayı bir bardak suya koyarak bir dakika boyunca kaynatarak ve günde 2-3 kere içebilirsiniz. Migrenden kaynaklanan ağrıların giderilmesine büyük ölçüde yardımcı olabilir.

Zencefil: Bu konuyla alakalı yayınlanan bazı makaleler zencefilin migren ağrılarına iyi geldiğini ortaya koymaktadır.

Migren ağrıları dışında kas kasılmasını giderir ve kan damarlarında meydana gelebilecek inflamasyonu engelleyebilmektedir.

 

 

 

Kaynakça;

http://www.migren.gen.tr/

Migrene Ne İyi Geler

Migren Neden Olur?

 

 

 

 

 

 

Keçi Boynuzu Meyvesi

Keçi Boynuzu Nedir?

Keçi boynuzu (harnup) olarak da bilinen, ak deniz ikliminin hüküm sürdüğü yerlerde doğal olarak yetişir ve baklagiller familyasındandırlar. Keçi boynuzu çekirdeği elmas ölçek amacıyla da yüzyıllardır kullanılmaktadır. Yani ‘karat’ anlamına da gelmektedir. Uzun ömürlü ve boyu 10 metre kadar olan maki türü bir ağaçtır. Maki türü genelde ak deniz bölgesinde yetişmektedir.

Kullanım Alanları

  • Keçi boynuzu meyveleri öksürük ilaçlarında kullanılır.
  • Çiğneme tütününe tat vermek amaçlı kullanılır.
  • Meyvesinden pekmez de elde edilir.
  • Afrodizyak özelliği ile de cinsel gücü artırıcı etkisi olduğuna da inanılmaktadır.

Faydaları

 

  • Keçi boynuzu özellikle mide ve bağırsak rahatsızlıklarında midedeki şişkinliği aldığından tedavi edici bir özelliği vardır.
  • Diş ve diş eti rahatsızlıklarında da kullanılmaktadır.
  • Kansızlık sorunu yaşayanların keçi boynuzu pekmezi tüketmesi kanın temizlenmesine ve kansızlığa iyi gelir.
  • Hafıza güçlendirir, dikkat sorununa iyi gelir.
  • Kemik erimesi yaşayan kişilerinde kullanması bu süreci yavaşlatmasına yarar sağlar.
  • Düzenli bir şekilde tüketilmesi akciğer kanserine yakalanma riskini en aza indirir.
  • Keçi boynuzu ishale karşı iyi gelmektedir ve ishali anlık kestiği de uzmanlar tarafından savunulmaktadır.
  • Kolesterole iyi gelir, içeriğinde yer alan lifler ve diğer içerikler kolesterolü azaltıcı etki yapmaktadır.
  • Gribe karşı iyi gelmektedir. Kış aylarında bolca tüketilmelidir.
  • Alerjik rahatsızlıklara da iyi geldiği bilinmektedir.  

Kaynaklar:

http://www.keciboynuzu.net/keci-boynuzunun-faydalari-ve-zararlari.html

https://tr.wikipedia.org/wiki/Ke%C3%A7iboynuzu

 

Kefirin Faydaları

Kefir

Kökeni Kafkas Dağlarında yaşayan topluluklara dayanan ve günümüzde dünyanın pek çok ülkesinde tüketilen kefir kısaca fermente süttür. Fermantasyon edildiği için hafif ekşi bir tadı vardır.

 Göçebe Türklerin at, keçi ve koyun sütlerini mayalayarak elde ettikleri bir içecektir.1907 yılında Rus bilim adamı Elie Metchnikoff, Kafkasların uzun yaşam sırlarını araştırırken kefiri keşfetmiştir.Kefir üzerinde yaptığı araştırmalarda Lactobacillus adlı bakteriyi tanımlamıştır.

Lactobacillus adlı bakterinin  en önemli özelliği karbonhidratları parçalayarak laktik asit yapmasıdır.

Bazı kaynaklarda “kefir” adının Türkçe “keyif”ten türetildiği belirtilmektedir. 

Kefir ve Yoğurt Arasındaki Fark

 Kefiri yoğurttan ayıran birkaç farklılıklar vardır. Yoğurt tek başına bakteri ile fermente edilirken kefir hem bakteri hem de maya ile fermente edilmektedir. Kefirde bulunan bakteriler çok daha faydalıdır.

Kefirde yoğurt gibi sindirim sistemine katkıda bulunurlar ancak kefirde bulunan bakteriler aynı zamanda bağırsakta kolonize olurlar.

Süt ve kefirin bir diğer ortak özelliği ise kötü bakterileri öldürmemize yardımcı olan probiyotikleri içermesidir.Ancak kefir iyi bakterilerin çoğalmasını sağlayan bir ortam oluşturur ve kısa sürede bağırsak hareketini sağlar.

Kefirin yoğurda göre daha ince tanecikli olması sindirimi kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle sindirim bozuklukları yaşayan bireylerde yoğurda göre daha çok tüketimi görülür. Laktozu tolere edemeyen bireyler bile gönül rahatlığıyla kefiri tüketebilirler.

Kefirin Faydaları

Kefirin saymakla bitiremediğiniz bir çok faydası bulunmaktadır. Bunlardan bazılarını inceleyelim.

Vücudun temel fonksiyonlarında ve çeşitli faaliyetlerinde kullanılan mineraller ve esansiyel aminoasitler bakımından zengindir.

Vücudumuzda en çok bulunan ikinci mineral olan fosfor hücre gelişimini ve enerji ihtiyacını karşılamak için karbonhidratların, yağların ve proteinlerin kullanımında büyük kolaylık sağlamaktadır.

Antibiyotik etkisiyle iltihaplı hastalıkların tedavisine yardımcı olur.

Vücuttan fazla ödemin ve tuzun atılmasına yardımcı olur.

Bağırsakları temizler, bakteri ve mikropları öldürür.

Kolesterolü düşürür.

Karaciğere rahatsızlıkları için faydalıdır.

Kanserin oluşmasını ve ilerlemesini önler.

Vücuttaki şişkinliği önler.

Midede oluşan krampları hafifletir.

Büyümeye desteklik sağlar.

Vücudun sıvı dengesini düzenler.

Hücre yenilenmesini sağlar.

Sindirime iyi geldiği için kabızlığı önler.

Saçları canlandırır ve ciltteki aknelere iyi gelir.

Vücuttaki B3, B6 ve folik asit üretimini destekler.

Metabolizmayı çalıştırır ve kilo vermenize yardımcı olur.

Ülser ve gastrit tedavisinde etkilidir.

Kaynaklar

http://www.bilgiustam.com/kefirin-faydalari/https://kefirtanesi.com/yogurt-kefirin-farki-nedir/

http://www.mikrobiyoloji.org/TR/Genel/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFA79D6F5E6C1B43FF2AE88F745E500DEF http://iyigelenyiyecekler.com/kefirin-faydalari/

 

 

Palm Yağı Tehlikesi

Palmiye Yağı

Son zamanlarda gündemde oldukça sık duyduğumuz palmiye yağını çoğu yiyeceklerde ve atıştırmalıklar da görmekteyiz. Palmiye yağı nedir, hangi besinlerin içerisinde bulunur ve zararları nelerdir biliyor muyuz ? 

Palmiye yağı (palm) nedir ?

Avrupa gıda güvenliği otoritesinin yayınladığı rapora göre, Batı Afrika olmakla birlikte Amerika ve Kuzey Doğu Asya’nın tropikal alanlarında da yaygın olarak üretilmektedir. Palm yağının en önemli özelliği uzun raf ömrüne sahip olmasıdır. Oda sıcaklığında yarı katı halde bulunan bu yağ yüksek sıcaklıklara kadar ısıtılır ve bileşenleri özel ürün uygulamalarında kullanılmak üzere izole edilir bu özellik ile palm yağı margarin ve katı yağlar için uygun bir ana bileşen haline gelir.

Palmiye yağının zararları nelerdir ?

Ülkemizde pek çok gıdanın içerisinde kullanılan palmiye yağı kanserojen olduğu ortaya çıktı. Palmiye yağı doymuş yağ olduğundan ki bilindiği üzere doymuş yağlar vücuda zarar vermektedir. içerdiği omega6 nın fazlası vücutta kanser hücresi üretmektedir. Bu ürünleri çok sık tüketmek ileride ciddi kalp rahatsızlıklarına ve kansere yol açmaktadır. Gelin hangi en çok kullandığımız ürünlerin içerisinde var göz atalım:

  • Nutella
  • Doritos
  • Ruffles
  • Etinin birçok ürünü
  • Ülkerin çoğu ürünü
  • Kinder Surprise
  • Nestle
  • Torku ürünleri
  • vb

Daha birçok ürünün içerisinde bu yağdan mevcuttur. Palmiye yağının kırmızı rengini ve kokusunu yok etmek için yüksek sıcaklık uygulamasına maruz bırakılması, bazı atık maddelerin oluşumuna neden oluyor. Palmiye yağı ile ilgili kanserojen tartışmaları da atıkların tümöre sebep olabileceği nedeniyle yapılıyor.

Kaynak: www.sozcu.com ve Canan Karatay

 

Chia tohumu

CHİA TOHUMU

 Son zamanların en çok merak edilen ve konuşulan besinlerinden olan chia tohumunu daha yakından inceleyelim.

Chia tohumu, salvia hispanica adı verilen nanegiller ailesinde yer alan bir bitkinin tohumudur. Chia tohumu ilk kez olarak MÖ. 3500 yıllarında Aztekler tarafından kullanılmaya başlanmıştır ve Aztek uygarlığında savaşan savaşçıların besin kaynağı olmuştur.

Chia tohumu Güney Amerika kökenlidir ve Bolivya, Arjantin, Meksika’da yetişmektedir. Güney Amerika’daki yerliler yüzlerce yıl bu tohumu hem ham haliyle hem de suyla veya diğer besinlerle karıştırarak tüketmişlerdir. Diğer tohumlar gibi uzun süre bozulmadan durabilmektedirler. Yüksek bir enerji kaynağı olduğu için yıllarca savaşlarda ve uzun yolculuklarda kullanılmıştır.

Peki chia tohumunun gündemde bu kadar konuşulmasının ve bu kadar tercih edilmesinin nedenlerinden bazılarını inceleyelim. Chia tohumunda bulunan lifler, sağlıklı omega 3 yağları ve yüksek protein miktarı sebebiyle son zamanlarda tüm dünyada tüketimi giderek yaygınlaşmaktadır.

Yüzdelik olarak bir chia tohumunda %20 oranında protein, %34 oranında yağ ve %25 oranında lif içermektedir.Ancak %34lük yağın çoğunu omega 3 yağları oluşturmaktadır. Omega 3 yağları beyin sağlığı için oldukça önemlidir.

28 gram chia tohumunda 11 gram lif bulunmaktadır ve bu günlük lif ihtiyacınızın üçte birini karşılamaktadır.Yani chia tohumunu tüketmeye başladığınızda vücudunuza yeteri kadar lif aldığınızdan emin olabilirsiniz.

28 gram chia tohumunda 5 gram omega 3,  4.4 gram protein vardır ve bu protein miktarı günlük ihtiyacın yaklaşık olarak %10unu karşılamaktadır.

Aynı zamanda chia tohumunda kolesterol bulunmamaktadır ve içerisinde gluten bulunmadığı için öncelikli olarak çölyak hastalarının daha sonrada bu hastalığı bulunmayan insanlar için sağlıklı bir seçenek olmaktadır. Bunun yanında içerisinde bulunana triptofan adlı aminoasit sayesinde hem kolay doymanızı hemde daha rahat uyumanızı sağlar.

Chia tohumunun tok tutması, acıkmayı önlemesi ve içerisinde bulunan yüksek protein sayesinde günlük protein ihtiyacının oldukça büyük bir kısmını karşılaması nedeniyle zayıflamak isteyenler için oldukça iyi bir seçenektir.

Chia tohumu aynı zamanda kan şekerini düzenler. Şeker hastalarının ve tip 2 diyabet hastalarının ihtiyaç duydukları şekeri doğal olarak almalarını sağlar. Ayrıca yağsız kas kütlesi oluşturmak isteyenler için hem enerji kaynağı hem de spor sonrası kasların beslenmesini sağlamaktadır. Yapılan araştırmalarda koşu ve dayanıklılık sporları yapacak olan iki grubun birine chia tohumundan yapılan bir enerji jeli diğer gruba ise standart bir enerji içeceği verildiğinde performanslarının arasında bir fark olmadığı görülmüştür.İçerdiği antioksidanlar sayesinde kanser hücrelerinin oluşmasını önler ve oluşmuş kanser hücrelerinin yayılmasını ve büyümesini önler. Faydalarını saymakla bitiremediğimiz chia tohumunun kullanımı ise çok kolaydır. Tohumun tadı olmadığı için direk olarak salatalarınıza, yemeklerinize ve smoothielerinize ekleyebilirsiniz.

Sezaryen Doğumun Zararları

Sezaryen Doğumun Bebekte ve Anne Üzerindeki Zararları 

Özellikle normal doğumdan korkan bayanların kurtuluş yolu olarak düşünülen sezaryen doğum hem bebeğe hem de anneye büyük oranda zarar vermektedir. Eğer bebeğinizin sağlıklı bir şeklide dünyaya gelmesi ve ileri ki hayatında da sağlıklı bir yaşam sürmesi için bebeğinizi normal doğumla dünyaya getirmeniz gerekmektedir. Ancak son yıllarda sezaryen doğum tüm dünyada en çok tercih edilen doğum yöntemi olmuştur. 1998 yılında her 100 bebekten sadece 15i sezaryen doğum ile dünyaya gelirken bu oran bugün çok fazla bir artış göstermiştir. Bugün her iki bebekten biri sezaryen doğum ile dünyaya gelmektedir. Bu oranın bu denli artışı Türkiye’nin sezaryen doğumda dünyada üçüncü sırayı almasına neden oluyor.

Bazı aileler bebeğin doğumunu istedikleri tarihe denk getirebilmek için normal doğumu tercih etmezler. Anneleri normal doğumdan uzaklaştıracak bir başka neden ise normal doğumdan sonra oluşacak genital dokularda gevşeme ve rahim sarkması olaylarıdır.

Sezaryen doğumdan sonra annede yaşanan ağrı ve sancılar normal doğuma göre oldukça fazladır. Sezaryen doğumla bebeğini dünyaya getiren bir anne sonraki hamileliğinde bebeğini normal doğumla dünyaya getirmek istese de bu şansını büyük bir ölçüde yitirmektedir. Sezaryen doğumda çok nadiren de olsa enfeksiyona yakalanma, bağırsakta yaralanma ve kanama görülebilmektedir.

Sezaryen doğumda anneyi bu denli tehlikeler beklerken dünyaya gelecek olan bebeği de oldukça önemli tehlikeler beklemektedir. Sezaryen doğumun bebek üzerinde etkilerinden bahsetmek gerekirse ilk olarak bebek ile anne etkileşimini geciktirmesi bebek için olumsuz etki yaratmaktadır.

Bebekler için anne sütünün önemi kadar normal doğumunda oldukça fazla önemi vardır. Çünkü bebeğin bağırsak florasının şekillenmesi için ilk önce normal doğum sırasında bebeğin annenin vajina kanalından geçerken bakterileri alması çok önemlidir.

 Bir annenin hamilelik döneminde doğum zamanının yaklaşmasıyla beraber vücut doğuma hazırlanmaya başlıyor ve doğum kanalında LACTOBASİLLER çoğalmaya başlıyor. Lactobasil adını alan bu probiyotik bakteriler bağışıklığı destekleyerek vücudu enfeksiyonlara karşı koruyor.

Bebek anne karnında iken vücudunda hiçbir probiyotik bakteri bulunmamaktadır. Doğum başladıktan sonra bebeğin doğum kanalına girmesiyle bebeğin vücudu probiyotik bakteri ile sarılıyor ve bebek ilk probiyotiklerini bu sayede alıyor. Yani normal doğumla dünyaya gelen bir bebek dış dünyadaki enfeksiyonlara karşı savunma içerisinde oluyor.

Ne yazık ki sezaryenle doğan bebekler bu probiyotik savunmadan mahrum kalıyorlar ve bunun sonucunda bu çocuklarda alerji, otizim, dikkat eksikliği meydana geliyor. Hatta sezaryen doğum ile meydana gelen bebeklerin meme emme başarıları normal doğuma göre oldukça düşük olabilmektedir. Yapılan bazı araştırmalarda ise sezaryen doğumla dünyaya gelen bebeklerin astım hastalığına yakalanma oranının normal doğumla dünyaya gelen bebeklere oranla daha fazla olduğu açıklanmıştır. Bu belirttiğimiz nedenlerin ve daha fazlasının meydana gelmemesi için gerekli durumlar dışında doğacak bebeğinize verebileceğiniz en güzel hediye onun normal doğumla doğmasını sağlamaktadır.

Kaynaklar

http://www.mailce.com/sezaryen-dogumun-riskleri-ve-zararlari-nelerdir.html

Mutluluk Kürleri – Dr .Ümit Aktaş

Mutluluk Bağırsakta Gizli

Mutluluk Bağırsakta Gizli

Bağırsaklarımızda trilyonlarca bakteri bulunur ve bu bakterilerin birçoğu bağırsağın en uzun bölümü olan kolonda bulunmaktadır. Bağırsağımızda bulunan bu bakterilere bağırsak florası adı verilir. Bağırsak floramızda bulunan iyi bakterileri zenginleştirmek, sağlıklı bir bedene sahip olmak için yapılabilecek en önemli yatırımdır. Yani mutlu bir yaşamın sırrı mutlu bir bağırsak florasından geçiyor.

Daha fazla